d

Annemin Gelini Olur Musun? 3 Özlem Türk Pdf E-Kitap indir Oku

Annemin Gelini Olur Musun? 3 Özlem Türk pdf olmadan siteden okuyunuz

Giriş

“Günlerden bir gün, Elçin Onat adındaki bir anne çapkın oğlunu, evlenmeye mecbur kılmış. Evlilik, onun hayatındaki en son düşüneceği şey bile olmayan oğlu Yekta Onat’sa annesine bir oyun oynamaya karar vermiş.

Annesinin sevmeyeceği bir kız olduğunu düşündüğü ilk güzel kızı kolundan tuttuğu gibi gelinin bu olacak diye çıkarmış onun karşısına, sırf onu bu evlilik merakından vazgeçirmek için.

Fakat, bir zaman sonra kader, annesine oyun oynamak niyetinde olan Yekta’ya oyun oynamaya başlamış.

Başlarda bu oyunun tek amacı Elçin Hanım’ı evlilik fikrinden, kötü gelinle soğutmak olurken, oyun günler ilerledikçe amacından sapmış.

Ve bir sabah Yekta Onat,  güne evli birde üstüne iki çocuk babası olarak uyanmış.”

Ben Yekta Onat, bu da benim maceralarıyla birlikte kaldığı yerden devam eden hikayem.

23 Eylül 2015 ~ Yekta Onat

Uçaktan inmeye başlayan insanlara göz ucuyla bakarken, kolumun altında mışıl mışıl uyumakta olan karıma baktım. “Aksen,” dedim yüzündeki saç tutamlarını yanağını okşayarak dışarı süpürürken. “Uyan güzelim, geldik.”

Baş parmağımla yanağını okşamaya devam ederken birkaç saniye sonra aralanan gözleriyle yüzüme bir tebessüm yayıldı. “Günaydın…”

Mırıltımı uyku sersemliğinden dolayı cevaplamadığını düşünürken yavaşça bana dönüp sordu. “Saat kaç?”

Sorusuyla birlikte bileğimdeki saate baktığımda yarımı geçtiğini görerek, “Gece 1’e geliyor, sevgilim,” dedim.

Ancak anlamamış bakışlarla bana bakmayı sürdürdüğünde, “1’e geliyor,” diye tekrar ettim cümlemi.

Fakat bu sefer yüksek sesle, “Anlamıyorum, ne diyorsun?” diye sorunca kaşlarım çatıldı.

Bir gariplik olduğunu anlamadığını fark ederken sabırla yeniden konuştum. “Dediklerimi duyuyor musun Aksen?”

“Ya saat kaç diyorum, saat!”

Tam tahmin ettiğim şeyin olmasıyla ona belli etmemek için, “Allah kahretsin,” diye mırıldanırken ne kadar bağırsam da duymayacağını kendime hatırlatmayı da unutmadım.

Benden bir cevap beklediğini belli eden masumluktaki bakışlarıyla bana bakarken işaret dilini kullanmaya karar vererek 1 olduğunu göstermek adına işaret parmağımı havaya kaldırdım.

“1 mi?” diye sordu sakince. “E 1 de o zaman Yekta, ne ağzında geveleyip duruyorsun!”

Oturduğu yerden kalktığı gibi tepemizdeki bavullara uzanırken hala daha duymadığını anlamamış olmasına şaşırmadan edemiyordum. Bavulları indirmesiyle elinden alıp onun taşımasına engel olurken iki bavulu da tek elimde tutarak diğer kolumu onun omuzlarına atıp kendime çektim.

Karşı gelmeden bana yanaşarak esnerken birkaç dakika sonra çıktığımız havaalanından, bir taksiye binerek ayrıldık. Yolculuk Aksen’in omzumda uyuklamalarıyla geçerken yarım saatten kısa bir sürede geldiğimiz otelle Aksen’i kucaklayarak taksiden indim.

Otelin önündeki görevliler direk taksinin yanına gelerek bavulları almaya koyulurken ben işlemleri halletmek için Aksen’le birlikte resepsiyona ilerledim.

İşlemleri hızlı bir şekilde halletmeyi amaçlarken kucağımdaki Aksen’in kucağımdan inmeye çalışmasıyla yeniden uyandığını anlayarak onu yere bıraktım.

“Balayı süit değil mi?”

Görevli kızın onay vermem için yönelttiği soruya kafa sallayarak cevap verirken yanımda bulunan Aksen’in kulaklarını ovuşturmaya başladığını fark etmemle dudağımı ısırarak bana odanın giriş kartını uzatmakta olan kızdan kartı aldım.

“Mutluluklar dileriz efendim.”

Belli belirsiz bir teşekkür cümlesi kurarken Aksen’e baş işaretiyle gitmesini söylemeye çalışmıştım ki benim güzel karım gerçekleri fark ederek konuştu. “Yekta ben hiçbir şey duymuyorum!”

Kırpıştırmakta olduğu gözleriyle gözüme çok tatlı gelirken tebessümle başımı yana eğdim. “Aşkım… Tamam geçecek birazdan.”

“Ne? Duymuyorum ya!”

Gülmeye başlamam üzerine, “Ne gülüyorsun ya?” diye sorarken sinirini umursamadan kollarımı açarak onu sarmaladım. O da hızla bana sarılırken, “Şu gelenler Rus mu ya?” deyişiyle başımı kaldırmıştım ki gördüğüm, görme ihtimalimin çok doğal olduğu, açık saçık kıyafetli Ruslarla, “Evet Rus,” diye cevaplamıştım ki Aksen’in hala daha onlara baktığını görerek bende onlara bakmaya devam ettim.

Ancak birkaç saniyeye kalmaz Aksen’in beni itekleyerek kollarımın arasından çıkmasıyla şaşkınca ona baktım. “Duymuyor olabilirim Yekta, ama görebiliyorum!”

Sağır oluşunun da etkisiyle daha çok bağırırken, “Aşkım vallahi bakmadım ya,” diye karşı geldim.

“Çok anlıyormuşum gibi birde konuşuyorsun, Yekta!”

Gözlerimi kırpıştırarak ona bakmayı sürdürürken, tam bu esnada yanımıza gelen otel görevlisiyle ona döndük ikimizde.

“Buyurun efendim, ben odanıza kadar size eşlik edeyim.”

Aksen çatmış olduğu kaşlarıyla bana dönüp saçlarını savurarak otel görevlisinin arkasına beni beklemeden takılırken olduğum yerde birkaç saniyeliğine kalıp ellerimi havaya kaldırdım. “Bu nasıl bir balayı ya?”

Birkaç adımda Aksen’in yanına ulaşırken kısa bir sürede asansörle odamıza ulaşıp yolcu ettiğimiz görevliyle Aksen’le odada baş başa kaldık. Bakışlarım odanın içindeki romantik ortamı incelemeye koyulurken yatakta oturmakta olan Aksen’e tebessüm ederek kenarda duran bavullarımıza uzandım. Bunları Aksen’in koymadığına emin olduğum kıyafetlere gözlerimi açarak baktıktan sonra, onun en rahat edeceği pijamaları seçerek elime aldım.

Gözlerini ovuşturmakta olan karımın yanına ulaşarak pijamaları görüş alanına soktum. Başını yavaşça kaldırıp bana baktığında ne demek istediğimi anlayarak elimdeki giysilerini aldığı gibi odanın içindeki banyo olduğunu düşündüğüm yere doğru ilerledi.

İçeri girmesiyle benimde üzerimdeki gömleğin düğmelerini açmaya başlamam bir olurken hızlı bir şekilde bavulumdan çıkarttığım şortumu altıma geçirdim. Gömlek açılan düğmeleriyle iki yana doğru açılırken tam üzerimden çıkartacağım sırada gürültüyle çalmaya başlayan telefonum bunu yapmamı engelledi.

Yatağın üzerine koyduğum telefonuma uzanırken arayanın Caner olduğunu görmemle sinirle göz devirdim. “Ulan burada bile rahat vermiyor, kımıl zararlısı.”

Meşgule atarak telefonu yeniden yatağa atarken bu esnada Aksen’in giyinmiş bir şekilde banyodan çıkmasıyla biraz daha iyi olup olmadığından emin olmak için ona baktım.

Fakat onu adamakıllı süzemeden yeniden çalan telefonumla, “Ulan Caner!” demiştim ki Aksen’in bakışlarının telefonuma kaydığını görmemle bir an afalladım.

Telefonu umursamadan, “Aksen?” diye seslenirken bana bakmamak için özel bir çaba sarf ediyormuşçasına odanın içine bakması şüphemde haklı olduğumu vurguladı.

Bir tepki vermeden elimi telefona uzatıp aramayı onaylarken, “Ne var lan?” dedim balkona doğru ilerlemeye başlarken.

“Mavi Boncuk filmini izledin mi?”

Duyduğum cümleyle afallarken, “Ne?” diye bağırdım.

“Kaçıracağız Yekta, kaçıracağız.”

Kaşlarımı çatarak laflarına devam etmesini beklerken, “Halıya sarıp, kaçıracağız. Başka yolu yok!” deyişiyle Hazel’den bahsettiğini anlayarak gözlerimi devirdim.

“Ulan bende geçmişim seni adam yerine koyup dinliyorum ya! Kapat lan telefonu!”

“Ooh. Tabii sen kavuştun sevdiğine, burada bir Caner kaldı sap! Senin tuzun kuru tabii, Caner’i düşünen kim ki? Caner kim ki zaten?”

“Ulan zeka yoksunu sen değil Hazel’i kaçırmak, onun evinin çevresine gitsen babası seni tüfekle indirir daha mahalleye giremeden! Hem babasından önce abisi şişler lan seni!”

“Bana ne ya bana ne! Ben Hazel’im için şiş kebap, hatta gerekirse süzgeç bile olurum!”

Dişlerimi sıktım. “Lan ben kime laf anlatıyorum ki? Ne halin varsa gör!”

Telefonu hızla suratına kapatırken, “Ben en iyisi telefonu komple kapatayım da bu salak şimdi sabaha kadar arar durur,” diyerek yandaki kapama düğmesine basıyordum ki benden önce davranıp yine ekranı kaplayan Caner ismiyle sinirle telefonu kulağıma götürdüm.

“Aradığınız numaraya Caner’ler ve köpekler ulaşamamaktadır. Lütfen tekrar denemeyiniz!”

Yeniden suratına kapar kapamaz, geri dönene kadar telefonu bir daha hiç açmamak umuduyla kaparken balkondan içeri girmemle Aksen’in odanın içinde dolanmakta olduğunu görmüştüm ki benim girdiğimi görmesiyle aniden olduğu yerde kaldı.

Oynadığı bu küçük oyunu çok iyi anlarken birden gözlerini kırpıştırarak konuştu. “Yekta, benim karnım acıktı.”

Anlaşılan bu akşam bize uyku yoktu…

Gülmemek için üstün körü bir çaba sarf ederken, “Tamam o zaman restorana inelim sevgilim,” dedim anladığını adım gibi bilerek.

Ancak anlamamış gibi bana bakmaya çalışarak olduğu yerde kaldı. Üstüne, şimdilik, gitmeyerek elimi uzatarak tutmasını sağladım. Anında elimi yakalayarak benimle birlikte kapıya ilerlerken, koridora çıkmamızla görüş alanıma giren biraz ilerideki Rus kızıyla aklıma gelen ilk şeyi yapmak için hazır ola geçtim.

Göz ucuyla Aksen’e baktığımda önüne bakarak, düşünceli bir şekilde ilerlediğini görürken tam sırası olduğunu düşünerek kıza bakarak kısa bir ıslık çaldım. Aksen’in başı aniden kalkarken, bana bakmamak için dişlerini dudaklarına geçirerek etrafa bakınmaya koyuldu. Rus kızı görse de görmezden gelmeye çalışırken yanaklarının sinirden kızarmaya başladığını görünce doğru yolda olduğumu görerek keyiflendim.

Bir anda çok fazla üstüne gitmemeye karar vererek restorana inene kadar gıkımı çıkartmazken, açık büfe kısmına gelmemizle Aksen’e seçmesi için işaret ederken bende neler alabileceğime bakmaya koyuldum.

Körün istediği bir göz, Allah verdi iki göz olarak yanımıza gelen ve tabağına atıştırmalık yemekler koymaya başlayan genç kadınla, “Pardon,” dedim gülümseyerek.

“Nereden geliyorsunuz?”

Gülümseyerek bana döndü. “Yunanistan’dan geliyorum.”

“Aaa, ne güzel… Nasıl, beğendiniz mi ülkemizi?”

Şimdi aklımda olan şeyi yapmamak için Aksen’in bir an önce tepki vermesini beklerken, ona hiç bakmamaya çalışıyordum.

Kadın elini kaldırarak güzel olduğunu belli ederken, “Mutfağınız aynı bizimkine benziyor,” deyince, asıl sizinkiler bizimkilere benziyor, dememek için kendimi tutarken görüş alanıma giren, almamış olduğu, üzerinde ‘mücver’ yazan yemekle, “Bunu almamışsınız ama bence denemelisiniz,” diyerek tabağını almaya yeltenmiştim ki sadece yeltenmekle kaldım.

Çünkü başımdan aşağı boşaltılan bir bardak buz gibi su, Aksen’in sabrının sonuna geldiğimizi çoktan belli ediyordu. Kız şaşkınlıkla bana ve arkamda bulunduğunu tahmin ettiğim Aksen’e bakarken, “İyi misiniz?” diyerek bana doğru atılmıştı ki, “İyiyim canım,” dememle Aksen’in, “Yekta!” diye bağırması aynı anda oldu.

Suratıma yayılan sırıtmayı umursamadan Aksen’e dönerken, “Aşkım?” demiştim ki suratıma bir tane daha yediğim suyla gözlerimi yumdum.

“Bir daha bana aşkım falan deme!”

Gözlerimi açtığım gibi Aksen’in arkasına bile bakmadan restorandan çıktığını görürken keyifle peşinden gitmeye başladım. Asansörlerin yanına gelmesiyle gelip gelmediğimi kontrol etmek için arkasına bakmıştı ki beni görmesiyle, “Gelme Yekta!” diye bağırması bir oldu.

“Niyeymiş?”

Yılışık sorum karşısında saçlarını savurarak bana dönerken, “Birde niye diye soruyorsun!” diye bağırdı sesi etrafta yankı yapacak şekilde.

Birden sahte bir şaşkınlıkla bağırdım, “Aksen! Senin kulakların açılmış? Hiç söylemiyorsun, karıcığım!”

Burnundan soluyarak bana bakarken açılan asansör kapısıyla kendini direk asansöre atmıştı ki kapıları kapatmasına müsaade etmeden bende peşinden asansörün içine atladım.

“Sen gelme! İstemiyorum seni yanımda!”

Onu umursamadan asansörü çalıştırırken, elimi onun arkasındaki asansör duvarına dayayarak yüzümü onun yüzüne yaklaştırdım. “Benim yerim senin yanın, değil mi karıcığım…”

“Değil! Eğer öyle olsaydı, az önce aşağıda kızın dibine düşmezdin! 40 yıllık abaza gibi!”

Dediğiyle gözlerim kocaman açılırken yavaşça geri çekilirken elimle kendimi gösterdim. “Abaza? Hem de kocaya?”

Hırsla kafasını sallarken bir anda açılan asansör kapılarıyla bir kapıya bir Aksen’e baktım. O aklımdan geçeni okurken, “Sakın. Deneme bile!” diye boş bir tehdit ortaya savururken, “Gel bakayım sen buraya!” dediğim gibi onu çığlıklar eşliğinde sırtıma aldım.

“Bırak beni, Yekta bırak!”

“Hep bırak hep bırak… Bir kere de taşı beni Yekta, taşı de… Çok klişe oldu bu laf…”

Sanki sırtımda Aksen yokmuş da, yürüyüşe çıkmışım gibi bir rahatlıkta biraz ilerideki odaya ilerlerken o hala tepemde çırpınmaya devam ediyordu.

“Ha-ha! Çok komik! Ya bırak ya!”

“Bak hala,” diye mırıldanırken ulaştığım kapıyla Aksen’i yere indirdiğim gibi elimi cebime attım. “Al, bıraktım. Oldu mu?”

Güleç bir ifadeyle onun kızgın halini incelerken çıkarttığım oda kartını tam kapıya götürüyordum ki, “Seninle aynı odada falan kalmayacağım!” diyerek gitmeye yeltenen Aksen’i kolundan yakaladım.

“Hiç zannetmiyorum Aksen Hanım,” dediğim gibi onu odaya çekerken o bana tehditler savuşturmakla meşguldü.

Tehditlerini umursamadan kapıyı sertçe kapatıp onu hiç beklemediği bir şekilde tuttuğum gibi kapıya yasladım. Gözlerini kırpıştırarak bana bakarken, bakışları dudaklarıma kaydığında, “Sırıtıp durma!” dedi sertçe. “Sinirlerimi bozuyorsun!”

“Neymiş?” dedim ellerimi tek tek iki yanına dayayarak onu sıkıştırırken. “Uçak kulaklarını tıkamış-mış… Nasıl da akıllıca yalanlar atar benim sevgilim.”

Yanağından aldığım makasla birlikte elime yediğim şamarla elimi geri çekerken, “Şşş, kocaya el kalkmaz bak,” diyordum ki o bu dediğimi umursamadan diğerine cevap verdi.

“Yalan falan atmadım! Bir anlığına tıkanmış gibi oldu…”

“Hı?” dedim sorarcasına. “Öyle mi oldu? Ama ne hikmetse ben restorandaki kızla konuşmaya başlayınca geri açıldı, değil mi?”

Dişlerini sıkarken işaret parmağını bana doğru salladı. “Hele bir kere daha dene bak! O zaman neler yapıyorum, görürsün!”

Şimdilik bu konuyu rafa kaldırmaya karar verirken, “Ee,” dedim yüzlerimizi birbirine yaklaştırırken. “Nerede kalmıştık biz?”

Çatılı kaşlarının altından bir müddet baktıktan sonra, “En son ben seni öldürme hayalleri kuruyordum!” diye çemkirdi.

İşaret parmağımla burnuna hafifçe vururken, “Yanlış,” dedim. “En son evleniyorduk biz…”

Kaşlarımı kaldırarak ona kinayeli bir şekilde bakıyordum ki o anında bu bakışımın önüne bir bariyer yerleştirdi. “Niye öyle bakıyorsun?”

“Bilmem… Sence niye bakıyorum?”

Sorusuna soruyla karşılık vermem üzerine anında pes edip, “Ben uyuyacağım,” diyerek gitmeye yeltenmişti ki buna izin vermedim.

“Emin misin?”

Yeniden bakışları bakışlarımla kesişirken, “Öf tamam!” dedi ellerini havaya kaldırarak. “Ufak bir oyun oynadım. Ama sende beni sınamak için gidip o kızla öyle cilveli cilveli konuşmasaydın ne olurdu yani!? Hem… O ıslığı duydum Yekta! Sana ikinci bir emre kadar ıslık çalmayı yasaklıyorum!”

Anında ıslık öttürmeye başlamıştım ki elini bana vurmak için havaya kaldırmasıyla gülerek, “Şaka şaka,” yaptım.

“Gıcık ya,” derken dudaklarını büzerek başını diğer yana çevirdi. Birkaç saniyeliğine yüzünün yandan görüntüsünü izlerken, “Pişt pişt,” dedim bana dönmesi için.

Yüzünü yavaşça bana çevirirken, “Ne?” dedi ters değil, aksine nazlı bir tonlamayla.

“Beni seviyor musun?”

Ne cevap vereceğini bilemeyerek gözlerimin içine baktıktan sonra, “Sen?” diye sordu anında.

Burnumu burnuna değdirerek başımı iki yana salladım. “Çook…”

Hemen dibimde olan gözlerini yumarken elini yavaşça yanağıma yerleştirdi ve dudaklarıma kapanmadan önce, “Bende seni çok,” diyerek bana hayatımda alabileceğim en güzel cevaplardan ikincisini verdi.

 Birincisi ne mi?

‘Annemin gelini olur musun?’ soruma verdiği cevap….

2.Ci BöLüM

YEKTA ONAT -2

“ŞAKA?”

Karşımda kahvaltı yapmakta olan karımı bıyık altından bir gülüşle izlerken, bir yandan da yemeğimi yemeye çalışıyordum.
“Amma güldün be!”
Bağırışıyla birlikte çatalını önündeki tabağına çarparak, deminden beri karşılaşamayan bakışlarımızı karşı karşıya getirdi.
Dediğiyle birlikte kıkırdarken, “Aşkım,” dedim omuzlarımı dikleştirerek. “Ne yapayım, suratın sabahtan beri tabağındaki domatesler gibi.”
Sinirle gözlerini devirirken, “Sana da eğlence çıktı tabii!” diye karşılık verdi önündeki peyniri bıçağıyla sertçe keserken.
“Ya kızma,” derken elimi uzatıp yanağından hızlı bir makas alırken, “Ama bir şey soracağım,” dedim ışıltılı gözlerle onun agresifleşmiş yüzünü izlerken. “Sen her gün böyle kızaracak mısın, sevgilim? Hayır öyleyse işimiz var yani-“
“Yekta!”
Adımı bağırmasıyla ağzıma hızla hayali bir fermuar çekerken, “Eğer biraz daha böyle imalar yapıp sırıtmaya devam edersen, bu kızarık dolandığım ilk ve son gün olacak!” demesiyle gözlerimi açtım. Ve, “Son mu?” dedim sırıtarak. “Hiç sanmıyoru-“
“Ya Yekta!”
“Tamam, tamam,” diyerek daha fazla üstüne gitmemeye karar verirken elimle tabağını işaret ederek yemesini istediğimi belirttim. Ancak o, “Dalga geçmenden fırsat bulamıyorum ki!” diye söylenerek çatalını sertçe zeytine batırıp ağzına attı.
“E madem biz seninle iki karı kocanın konuşabileceği konuları konuşamıyoruz, o zaman başka şeyler konuşalım karıcığım.”
Evet. Tam olarak doğru duydunuz. Aksen’in utangaçlığı yüzünden biz sabahtan beri asker arkadaşlar gibi havadan sudan konuşuyorduk. Hoş Aksen o kadar kısa cümleler kuruyordu ki, o konuşmalar bile adam gibi ilerleyemiyor kısa kestirilip bir kenara atılıyordu.
“Mesela?”
Karşılığım her zamanki huysuzluğu olurken, bu haline alışmış olduğumdan ötürü umursamadan ellerimi masanın üstünde birleştirerek suratına doğru yaklaştım.
“Hadi bana benden ilk hoşlanmaya başladığın anı anlat.”
Suratı aniden öcü görmüş gibi bir hal alırken sinirle omuz silkti. “Ben öyle bir şey anlatmam!”
“Ya mızıkçılık yapma Aksen ya!”
,ki omzunu da indirip kaldırmaya başlarken, “Tamam!” dedim hırsla. “O zaman başka bir şey anlat.”
Bir süre büzdüğü dudaklarıyla beni inceleyip, “Ne anlatmamı istiyorsun?” diye sordu temkin dolu bir sakinlikle.
“Mesela,” dedim ellerimi kafamın arkasında birleştirerek sandalyenin arkasına yaslanırken. “Seni ilk öptüğümde neler hissettiğini anlatabilirsin.”
Cümlemin bitimiyle kafama yediğim zeytinle irkilirken, “Bilerek yapıyorsun değil mi Yekta!?” deyişiyle anında genişçe sırıttım. “Çok etkilendin, kendinden geçtin değil mi? Ama utanıp açıklayamıyorsun, kesin.”
“Hiçte öyle bir şey olmadı canım!”
“Nasıl bir şey oldu, canııım?”
Uzattığım kelimeyle açıklamak için araladığı ağzını anında kaparken, “Ya dalga mı geçiyorsun sen!?” diye tersleşmişti ki hızla kafamı iki yana salladım. “Ama sende ağzıma bu lafları veriyorsun, Aksen. Yani açıklasan ne hissettiğini ne olacak? Utanma benden, kocanım artık ben senin.”
“Biraz daha üstüme gelirsen, eski kocam olacaksın!”
Kaşlarım şaşkınlıkla havalanmıştı ki duraksamadan laflarının devamını getirdi. “Açıklamayacağım! Çok istiyorsan sen açıkla!”
Kollarını birbirine kavuşturduğu gibi arkasına yaslanıp masayı incelemeye başlarken, “Açıklarım tabii!” dedim derin bir nefes çekerken içime.
Bu esnada Aksen’in bakışlarının meraklı bir hal aldığını fark edince onunda bu konuyu fazlasıyla merak ettiğini ve öğrenmek istediğini anlayarak kafamı belli belirsiz iki yana salladım. Seni gidi, seni…
“Şuan anlatacaklarım için meraktan çatlıyorsun değil mi?”
Sorumla birlikte anında irkilirken, “Hayır!” dedi anında oturduğu sandalyeden fırlayarak.
“İyi,” dedim bende yavaşça kalkarken. “O zaman sorun yok.”
Ona bakmadan sol tarafımızda bulunan camlardan denize baktım göz ucuyla. “Ben mayomu giyip plaja gireceğim, sen girecek misin?”
Gerilen çenesinden dişlerini sıktığını anlarken, kısılmış gözleriyle zorundan gülümsedi. “Yok, girmeyeceğim ben!”
Sen inat edersen, bende inat ederim Aksen Hanım. Hadi bakalım, kim kazanacak?
??
Yaklaşık yarım saat boyunca yüzdüğüm denizden kol ağrısıyla çıkarken Aksen’i kumsalda bıraktığım şezlonga baktığımda göremememle kaşlarım çatıldı. “Aksen,” diye mırıldanmamla görüş alanıma giren bikinili karımla çenem ikiye ayrılacak gibi açılırken hırsla kumsaldaki Snack Bar’ın yanından gelmekte olan karıma doğru atıldım. Bu esnada şezlongun üzerinden bir havlu almayı ihmal etmedim.
Koşturarak Aksen’in yanına giderken onun bir anda beni fark etmesiyle geriye kaçacakmış gibi irkilmesi bir olsa da ben ondan önce davranarak hışımla vücudunu havluyla kapadım.
“Ya! Ne yapıyorsun, Yekta?”
“Namusumu, namussuzların gözünden sakınıyorum!”
Sinirden açılmış gözlerimle onun gözlerinin içine bakarken o havlunun altındaki elleriyle beni iteledi. “Sen gidip yüzerek kaslarını şişirsene!”
Düşen jetonumla gözlerimi kırpıştırarak ona bakarken, “Ha sen buna mı sinirlenip böyle papatya gibi açıldın?” diye sormuştum ki belimi çimdirmesiyle acıyla inledim.
“Git şu üstüne havlu al Yekta!” derken baktığı noktaya dönmüştüm, daha doğrusu, yeltenmiştim ki anında bana engel oldu. “Hayır! Ya bu kızlar ne kadar erkeklere yiyecekmiş gibi bakıyor!”
“Ee, İzmir’in kızları-
“Bende İzmir’liyim Yekta! Ama hiçbir erkeğe bakmıyorum!”
Onun kıskançlığını tetikleyeyim derken, benim kıskançlığımı tetiklemesiyle, “Bakmayacaksın tabi!” diye karşı çıkarken kaşlarını, nasıl oluyormuş dercesine havalandırınca dudaklarımı birbirine bastırdım.
Evet. Çok kaşınıyorsun Yekta…
??
Akşamüzerine doğru Aksen’le birlikte odanın içinde otururken, plajda yaşadığımız anlardan sonra ikimizde birbirimize küsmüş gibi gerekmediği sürece hiç konuşmuyor, sus pus odada oturuyorduk.
Odada oflayarak dolandıktan sonra kendimi yatağa atarak gözlerimi yumarken birkaç dakika geçmeden yanağımda hissettiğim dudaklarla gözlerimi araladım.
Aksen’in gülümseyen yüzü ve bakışlarıyla karşı karşıya gelmemle tebessümle onu kolundan tuttuğum gibi göğsüme çekerken, sıkıca sarıldım. “Bir tanem,” diye mırıldanırken o da tişörtümün üstünden göğsüme bir öpücük kondurarak başını kaldırdı.
“Senden ilk hoşlandığımı beni öptüğünde fark ettim. Her ne kadar itiraf etmesi zor da olsa, beni öpmeni istemiştim Yekta…”
Kızarmaya yüz tutan yanaklarını gizlemek için başını aşağı eğerken, çenesini tutarak ona engel oldum. “Utanma… Bunu zaten biliyorum, eğer istemesen beni çok güzel pataklayarak engelleyebilirdin.”
“Ya, deme öyle…”
“Tamam, tamam… Peki, ilk ne zaman aşık olduğunu anladın?”
Gözlerini gözlerime dikti yavaşça. “Hani seninle çok kötü küsmüştük ya biz,” dediğinde kastettiği küslüğümüzü çok net hatırlayarak kafa salladım belli belirsiz. “O gün sen Hazel’in evine geldiğinde, ağlamıştın hani… Ben o an sana aşık oldum, hiç kimsenin senin gibi olmayacağını anladım.”
“Ama yine de o gün bana git dedin,” derken yanağına gelen saçları okşuyordum.
“Çünkü beni aldattığını sanıyordum.”
“Seni gördüğüm ilk andan beri kimseyle aldatmadım. Ne bedenen, ne kalben. Ben her şeyimle senindim Aksen. Her şeyimle…”
Memnuniyet dolu bir tebessüm yüzüne yerleşirken, ellerini göğsümde birleştirerek çenesini ellerinin üzerine dayadı ve bana alttan bakarak sordu. “Eee, sen benden ne zaman hoşlanmaya başladığını anlat şimdi!”
Sabırsızlığı karşısında sırıtırken, “Doğruyu söylemek gerekirse seni ilk gördüğüm an hoşlandım senden. Dedim Allah’ım, ya Rabbim! Ben nasıl bir sevap işledim de sen ödül olarak böyle bir güzellik çıkardın karşıma!”
“Ya atma Yekta!”
Kıkırtıların arasından kurduğu cümleyle anında ciddileştim, “Kızım ciddiyim ya! Ben seni görür görmez tutuldum bak vallahi.”
“İyi,” dedi burnunu kırıştırarak. “Öyle olsun madem! O zaman ne zaman aşık olduğunu anladığını söyle!”
İşaret parmağını tehditkar bir şekilde bana uzattığında, parmağını elimle kavrayarak kalbimin üzerine getirdim. “Bir gün seni öperken fark ettim ki burası çok hızlı atıyor. İşte o zaman dedim ki, ben bu kızla evlenirim.”
“Atma Ziyaaa!”
Yaptığı alıntıyla birlikte ikimizde kahkahalarla gülmeye başlarken, “Tamam,” dedim kabullenerek. “Öyle dememiş olsam da aşkımı kendime itiraf ettim en azından.”
“Hmm, iyimiş.”
Tepkisine gülerken, “Ee,” dedim yavaşça kaşlarımı çatarken. “Hazır hava kararmışken, birde üstüne barışmışken e tabi birde üstüne yalnızken diyorum ki böyle bir şeyler mi-“
Laflarımı bölen şey tıklatılan kapı olurken, “Hayır ya!” diyerek isyan etmiştim ki Aksen kıkırdayarak üzerimden kalktı. “Kısmet değilmiş kocacığım!”
İşaret parmağımı ona sallayarak oturur konuma gelirken, “Kurtulamayacaksın elimden,” diyerek yataktan kalktım.
Arkasındaki duvara yaslanarak, sırıtık bir ifadeyle beni izlerken yanından geçerken hiç beklemediği bir anda eğildiğim gibi dudaklarına sert bir öpücük bıraktım.
Geri çekildiğimde yaramaz bakışlarla ona bakıyordum ki memnuniyet dolu yüz ifadesi eşliğinde elini omzuma koyarak hafifçe iteledi beni. “Hadi git!”
“Gidiyorum ama,” dedim elimi kalbime yerleştirerek. “Kalbim seninle.”
Hayvan gibi çalınan kapıyla Aksen’in tepkisine bile bakamadan başımı çevirirken, “Kim lan bu dağdan inmiş!?” diye bağırarak kapıya doğru koşturdum hızla.
Terslemek için hazırlandığım sırada kapıyı açmamla, “Yeldaaaağ!” diyerek boynuma sarılan kişiyle buz tutmuş gibi kalakaldım.
“Ne yapıyorsun? Nasıl gidiyor balayı? Çok özledim ben dayanamadım, herkesten habersiz buraya yanınıza geldim! Aranızda yatabilir miyim?”
Şakaydı değil mi? En kötüsünden, en eşeğinden, koca bir şaka

3.Bölüm

3 “Caner’in Hastalığı”

“Defol git lan!” dediğim gibi Caner’i omuzlarından itelemiştim ki, geriye gitmesiyle, bakışlarının takıldığı noktayla odanın içine dalması bir oldu. “Yengeee!”

“Lan!” diyerek onu yakalamak için uzandığım sırada avuçlarımın içinden bir kuş misali kaçıp Aksen’e hayvansal bir edayla sarılırken, onun acıyla yüzünü buruşturmasına sebep olduğu anda ensesinde aldım soluğu. “Bırak lan yengeni!”

Hışımla onu kenara atarken Aksen’i kolundan yakaladığım gibi arkama çektim.

“Yekta sen kara kedi misin? Ne giriyorsun yengemle arama!?”

İnanamıyormuşum gibi kaşlarımı kaldırdım. “Evet şuan bu ortamda bir kara kedi var ama o kişi ben değilim.”

Sanki kastettiğimin kim olduğunu anlamamış gibi bakışları arayış içinde odanın içinde dolanırken, “Bakınma hiç! Cümledeki gizli özne sensin!” dedim sabırsızca.

“Ay ne kadar gizliyse bulamadım artık!” dediği gibi arkasını dönerek odanın içine giderken kaşlarımı çatarak Aksen’e döndüm. “Ben bunu öldürürüm!”

Gözlerini açarak bana baktığında Caner’in arkasından gitmek için hazırlanıyordum ki çalan kapıyla, “Ulan bu sefer kim!?” diye bağırarak kapıyı açtım. Gördüğüm oda görevlisiyle, “Ne var?” diye sorarken yeri işaret etmesiyle elini takip ettim.

“Kusura bakmayın efendim, Caner Bey eşyalarını buraya getirmemizi istedi de…”

Görüş alanıma giren 3 bavulla gözlerim korkuyla açılırken, “Kardeşim siz nasıl otel yönetiyorsunuz? Burası balayı süit değil mi? Nasıl üçüncü bir kişinin de bu odada kalmasına izin var?”

“Efendim Caner Bey o kadar çok para teklifi etti ki sizinle aynı oda olması için, e bizde-“

Elimi kaldırdığım gibi susmasını sağlarken, “Ben para falan anlamam, iki katını veririm sen yeter ki al şu herifin eşyalarını başka odaya götür. Ve mümkünse bizden en uzak oda olsun!” dedim.

Kafasını hızla sallayarak bavulları yeniden alırken kapıyı örttüğüm gibi içeri döndüm. İkisinin de salonda olmadığını görünce ilk işim Caner’in gitmiş olacağını düşündüğüm yatak odasına gitmek oldu. Ve gitmemle birlikte onun çoktan yatağın yanındaki telefona yapışmış kendine yemek siparişi veriyor olduğunu gördüm. “Kızım bana oradan havyar mavyar bir şeyler getir. Bu ne böyle dolap tam takır kuru bakır.”

Yanına ulaştığım gibi telefonu tutup kapatırken, “Ne oluyor ya?” demesine bile fırsat vermeden boynuna yapıştım. “Hadi hadi yallah.”

“Yekta!?”

Aksen’in şaşkınlık dolu sesiyle ona dönerken, “Aşkım ne ya? Valla çekemem ben bu herifi burada, gitsin!” dedim can havliyle.

Bunun üzerine Caner hızla bana döndü. “Senin bu yaptığını Ali Kaptan Cemile’ye yapmadı Yeldaaa, hiç mi vicdanın yok?”

“Ulan birde böyle dizilerden salak salak örnek vermiyor mu… Yemin ediyorum delireceğim.”

“Birazdan ölümle buluşacağız, Ali Kaptaaaan.”

“Biraz daha zırvalarsan sen buluşacaksın evet!”

“Yekta bir dur ya! Niye böyle alelacele gelmiş bir konuşsun.”

Aksen’in kolumdan yakalamasıyla anında çözülüp Caner’in tutmakta olduğum boynunu serbest bırakırken, “Ya ne diye gelecek bu amip, bize balayımızı zindan etmek için gelmiştir. Doğru söyle lan yoksa seni Vahi Amca mı tuttu?” diye sormamla Aksen’den çimdik yemem bir oldu.

Suratımı buruşturarak ona bakarken o çatılmış kaşlarıyla bana bakıyordu ki Caner’in sesiyle ikimizde ona döndük. “Yok valla ben kendi biletimi kendim aldım, tek başıma kendim geldim, girmesinler havaya.”

Üst dudağım tiksintiyle yukarı kalkarken, “Ben dedim işte sırf zevkine gelmiş, Yekta sinirlensin yeter diyerek gelmiş,” dedim.

“Yok Yelda’cığım. Sen kendini bu kadar değerli zannetme. Gelme sebebim, Hazel’in babasının Hazel’i İzmir’e getirmiş olması! Kızı kaçıracağım, ben kafaya koydum.”

“Ne? Paşa Amca Hazel’i İstanbul’dan götürdü mü?”

“Evet Aksen, gözünün yağını yiyeyim al getir Hazel’i. Kaçırdı adam resmen yaka paça benden sevdiceğimi!”

Hazel ve Caner’in dramatik aşkı zerre umurumda olmazken sinirle konuştum. “Getiremez lan Aksen falan. Her şeyi hazır bekliyor herife bak. Git Mecnunu, Ferhat’ı, Kerem’i örnek al. Seviyorsan git savaş!”

Caner kocaman açılmış gözleriyle bana bakarken, “Ben sana böyle mi yaptım ulan bre vicdansız!? Ben sizi Aksen Yengemle kavuşturmak için canla başla savaştım. Sen ne biçim arkadaşmışsın bee!” diyerek omzuma yapıştırmasıyla eline bir tane vurdum. “İndir lan elini kolunu.”

“Of bir susun ya! Yekta sende saçma sapan konuşma. Caner geç otur, konuşalım.”

“Aslan yengem benim bee!” dediği gibi Aksen’e sarılmak için harekete geçmişti ki Aksen’in önüne geçip ona engel olmamla gözlerini kısarak zorundan bana gülümseyip hıhlayarak arkasını döndüğü gibi ilerideki koltuğa oturdu.

Arkasından gözlerimi devirerek Aksen’e bakarken o gözlerini açarak beni uyarınca başımı mecburi bir şekilde aşağı yukarı sallayıp belinden tuttuğum gibi Caner’in karşısındaki koltuğa oturmasını sağladım. Bende hemen yanına otururken Caner’in cebinden çıkardığı küçük kağıda kaşlarımı çatarak bakarken bir anda ayağa kalkıp kağıdı savurduğu gibi kocaman bir hale getirmesiyle gözlerim büyüdü.

Görüş alanıma giren ev krokisiyle gözlerimi devirirken Aksen’den gelen, “O ne ya?” sorusunu cevapladım bıkkınlıkla. “Salak Hazel’lerin evinin krokisini yapmış.”

“Ya Caner sen geri zekalı mısın? 3+1 evin nesinin krokisini çizdin Allah aşkına?”

Caner bizi zerre sallamayarak kağıdı dikkatlice yere sererken, birden sırtını dikleştirip sordu. “Benim valizlerim nerede?”

“Başka bir odaya yollattım. Ulan o kadar valizi ne yapacaksın sen salak? Aksen bile tek valizle geldi!”

“O bile ne demek ya?”

Aksen’in anında sertleşmesiyle oflayarak ona dönerken, “Aşkım birde sen başlama ya,” diyerek Caner’e geri döndüm.

“Oğlum içinde halı var herhalde bir tanesinin! Ne yollatıyorsun sen benim bavullarımı oraya buraya!”

“Halı mı?” diye sordum bağırarak. “Sen ciddi misin?”

“Eveet! Diğer küçük valizde de eter meter var. Hazel’i bayılttıktan sonra nereye sarıp İstanbul’a geri götüreceğiz?”

“Caner senin kafandan problemlerin mi var!?”

Aksen’in sorusuyla, “Hay senin ağzını öpeyim ya,” dememle Caner, “Vuu. Ateşli gençler sizi,” demişti ki, “Senin de ben ağzına-“ derken Aksen’in elini ağzıma kapatmasıyla gözlerimi kırpıştırdım.

“Sakın Yekta.”

“Iy, terbiyesiz. Sen çok pis bir çocuksun! Neyse… Ne diyordum ben? Hah! Bakın şimdi sizin burada olduğunuzu Paşa Amca zaten biliyor, değil mi? Siz bu akşam dooğru Hazel’lere oturmaya gidiyorsunuz. Sonra benim verdiğim uyku ilaçlarını Hazel’in babası, anası ve o abisi olacak veledin içeceklerine katacaksınız. Sonra onlar bir süreliğine deriin bir uykuya dalacaklar. Taa ki günün birinde bir prens gelip onları öperek uykudan uyandırana kadar- Ay bir dakika ya. Frekanslar karıştı. Çekmeyen yere geldim galiba.”

Karşımdaki salak benim sinir kat sayımı git gide zorlarken elimin altındaki yastığı tuttuğum gibi kafasına fırlatarak boynunun geriye gitmesine sebep oldum. “Çekti mi şimdi?”

Baş parmağını kaldırarak dediğime onay verirken, “Neyse işte sonra onlar bayıldıktan sonra siz bana işaret vereceksiniz. Bende taktığım çığlık maskemle eve giriip Hazel’in arkasından dolanıp ona eteri koklattığım gibi bayılmasını sağlayacağım. Sonra onu halıya sarııp, bir gece ansızın gelebilirim şarkısı eşliğinde evden çıkacağız. Nasıl plan ama? Süper değil mi?”

Parmak şaklattım. “Planı bilmem de, karşımda süperinde ötesinde bir geri zekalı var. Ulan Allah’ın beyinsizi. Madem anasıyla babasını bayılttık kızı niye bir daha bayıltıyoruz? Ne gerek var, Hazel’in zaten gönlü yok mu sende?”

“Oğlum iki heyecan, ekşın falan olsun ya. Hatta abisinin içeceğine ilacı çok katmayalım. Onunla bir dövüşeyim ben, sonra benden yediği dayakla bayılsın o.”

“Şimdi ben bayılacağım.”

Aksen’in cümlesiyle onu kendime çekip şakağına bir öpücük kondururken, “Dur yenge ya sen bayılma bir, iki kişiyi birden nasıl halıyla taşıyacağız biz üç kişi sonra?” diyen Caner’le kaşlarım çatıldı.

“Senle ben iki kişiyiz lan. Üçüncü kimmiş?”

“E Tamer!”

Duyduğum isimle kaşlarım çatıldı. “Tamer’de mi burada?”

Genişçe sırıttı. “Hee. Uçakta çok pis selfieler yapıp Nur bebeğime mesajla yolladım. O da peşime Tamer’i taktı. Şimdi o da yaklaşmıştır eli kulağındadır.”

“Allah’ım birdi iki oldu ya… Aksen hazırlan, biz bu akşam otel değiştiriyoruz.”

“Saçmalama Yekta,” derken kolları sıkıca belime sarılmış bir şekilde duruyordu.

“Ne saçmalama? Ben senin yüzünden başka bir yüz görmek istemediğim için geldim buraya, ama bu salaklar yine göz zevkimin içine ettiler!”

“Aaa hiç ağzına yakışıyor mu bu laflar beybisi?”

Bu sırada çalmaya başlayan kapıyla, “Heh geldi kuyruğun,” derken o zıplaya zıplaya kapıya ulaştı.

Aksen’in yanaklarını okşayarak, “Seni seviyorum,” diye bir kaçamak yaparken o kıkırdayarak verdi karşılığımı.

Tam bu esnada görüş alanıma giren Tamer’le başımı kaldırırken, “Hoş geldin diyeceğim Tamer ama yalan söylemek istemiyorum,” dememle, “Ne desen haklısın Yekta. Ama annem işte, bu salak kendini boğarken, hap map içerken fotoğraf atmış kadına. İntihar edecek diye yolladı beni peşinden alelacele. Bıktım bundan ya!” diye karşılık vermişti ki bende hızla konuştum. “Oğlum bunun cidden kafadan problemleri var. Kapatın lan bunu hastaneye. Üç tane valiz getirmiş. Bir tanesinin içinde halı, diğerinin içinde eter meter var diyor.”

“Ne? Eter mi? Yok artık!”

Tamer’in ardı ardına gelen duygu değişimleri Aksen’le şaşkınlıkla birbirimize bakmamıza neden olurken, “Kandırmış oğlum sizi,” diyen Tamer’e sordum. “Nasıl kandırmış? E onca valizde ne var o zaman?”

Tamer etrafı kolaçan ederek nereye gittiğini anlayamadığımız Caner’e bakındı. Göremediğinde ise geniş geniş sırıtıp çok büyük bir sır verecekmiş gibi bize doğru yaklaştı. “Aramızda kalsın, bu salak en ufak bir yer hava değişiminde motoru bozuyor. O valizlerin birinde bununla ilgili ilaçları, diğerinde de renk renk donları var.”

“Oha! Oğlum İstanbul’dan İzmir’e geldi altı üstü. O kadar etkiliyor mu lan onu?”

“Ne diyorsun lan, evde bir koltuktan öbürüne geçsin o bile etkiliyor bunu.”

Üçümüzde aynı anda kahkaha atmaya başlarken tam bu esnada sağ tarafımızda bulunan, ne ara girdiğini anlayamadığımız tuvaletin kapısından gürültüyle çıkan Caner’e döndük hepimiz. Buruşmuş suratıyla karnını tutarken Tamer’e baktı sıkıntıyla.

“Tamer lan… Oğlum ben çok kötü amel olmuşum ya.”

Tamer’in cevabıyla ise Caner hariç hepimiz kahkahalara boğulduk.

“Akışına bırak be Caner!”

SoN